29 Aralık 2013 Pazar

İyi Pazarlar!

Bu pazar, başka pazar. Çünkü 2013'ün son pazarı-son "iyi pazarlar şarkısı". 2013'ün kapanışını, Avustralyalı indie pop ekip Snakadaktal ile yapıyoruz. 2013'ün Ağustos ayında çıkardıkları Sleep in the Water albümünden, rüya aleminin-bilinçaltının derinliklerinde gezinen Fall Underneath parçaları ile karşınızdalar. Şarkı kadar klip de hayli "cool".
Herkese iyi pazarlar-mutlu pazarların bolca olduğu seneler! 


27 Aralık 2013 Cuma

1 Şehir 1 İnsan: Roma

1 Şehir 1 İnsan bölümünde bu kez istikamet: Roma. Rehberlerimiz ise Londra'da keşfedip-sıkı takipçisi olduğum sitelerden Bayaiyi.com'un kurucuları Oylum ve Onur Yüksel. Bayaiyi.com'da içerikler-yaratıcı fikirler müthiş! Özellikle seyahat ve müzik bölümleri favorim.
   Oylum ve Onur Yüksel'in bir de birbirinden yaratıcı-zihin açıcı kişisel siteleri var. Mesela Oylum Yüksel'in Günde 1 Resim ve Günde 1 Fotoğraf'ı, Onur Yüksel'in de, onuryuksel.net ve "bir müzik tutkunu" olarak severek takip ettiğim Coffee Playlist'i.
Ama onların ortak paydada buluştukları Bayaiyi.com'u şiddetle tavsiye ediyorum -özellikle de Instagram hesabını.
Fotoğraflar gerçekten ilham verici!
Tıpkı fotoğraflar gibi, Roma'da önerdikleri mekanlar da öyle.



3 kelimeyle Roma*
Ceasar, Espresso, Michelangelo

Roma'da yapmaktan en çok keyif aldığınız 3 şey*
*Tazza d'oro ‘dan bir kahve alıp Panteon‘a karşı oturup etrafı izlemek.

*Bakkaldan Birra Moretti alıp Piazza Navona’daki Bernini’nin Dört Nehir çeşmesi kenarında oturmak.

*Castel Sant'Angelo köprüsü üzerinde sağlı sollu Tiber nehrini seyretmek, fotoğraf çekmek
(Bir tane de Vatican’dan; Sistina Şapeli’nde aceleci davranmayıp duvar kenarı banklarda yer boşalana kadar beklemek, sonra oturup doyasıya tavanı, Michelangelo’nun şaheserini seyretmek) 

Roma'daki favori adresleriniz* 
Roma’da kötü bir şey yemek-içmek neredeyse imkansız, her yer aşağı yukarı aynı lezzette. Sadece 3 adres var, bize göre bu 3’ü rakipsiz.

Giolitti’den kornette dondurma alıp akıta akıta civar sokaklarda dolanmak çok zevkli. giolitti.it

Tazza d’oro'nun espressosu dolayısıyla espresso’dan yapılan americano, latte, cappuccino ne içerseniz muhteşem. tazzadorocoffeeshop.com 

Alfredo alla Scrofa, Fettucini Alfredo’nun mucidinin asırlık restoranı. Alfredo isminde çok restoran var, Foursquare’den arasanız sizi yanlış dükkana yönlendirebilir, bu  Via della Scrofa, 104 adresindeki dikkat. O fettuciniyi herkes yemeli, yapılışı tadı yemek konusunda adeta bir ağıt. 
alfredoallascrofa.com

Erkek giyim ve aksesuarda gerçek bir butik olan Empresa, her ürün inanılmaz özenle seçilmiş, özellikle ayakkabı, çanta ve erkek aksesuarında muhteşem bir dükkan. 
empresa.it

El yapımı deri ürünler satan Manifactus. Fiyatları inanılmaz uygun, kalitesi çok çok yüksek Harry Potter filminden fırlamış gibi bir dükkan 
manufactus.it

İkinci el ürünler ve kütüphane aksesuarları da bulabileceğiniz acayip bir kitapçı; Librerıa Del Viaggiatore 
libreriadelviaggiatore.com

Al Sogno, Navona’daki oyuncakçı! 
alsogno.com

Roma/İtalya'dan önereceğiniz bir müzik grubu ya da sanatçı var mı*

Severek dinlediğimiz İtalyan gruplar
Dente-Saldati live "Io tra di Noi"
Selton-Piccola sbronza feat. Dente 
 Honeybird & The Birdies-To the Earth's Core

Roma'yı neden önerirsiniz*

Oylum Yüksel* Eğer tarihe, sanata düşkünse zaten önermeye gerek yoktur, kendi çoktan gitme planı yapmıştır diye düşünüyoruz. Tarih ve sanata pek düşkün değilse de Roma’yı herkes görmeli bizce. 

Onur Yüksel* Roma, insanın kendisini her an film setinde gibi hissedeceği, sabahları kahvaltı niyetine cappuccino içip şikayet etmeyeceği, gün boyunca sarımsak-domates kokusu duyup, acıktığı,  koku nereden geliyorsa sokakta o yöne döndüğü, her an fotoğraf çektiği ve kendini fotoğrafçı gibi hissettiği, zırt pırt kahve molası verip haritaya bakacağı, Rönesans sanatının ve Roma İmparatorluğu’nun  en iyilerileri göreceği bir rüya seyahat olarak unutulmaz olurdu. 

Oylum Yüksel* Bir de Roma’ya gitmeden tavsiyemiz “Melekler ve Şeytanlar” kitabını okunması veya filminin seyredilmesi. Roma’yı yürüyerek gezinirken Robert Langdon karakterinin o sokaklarda koşuşturmasını hatırlamak ayrı bir eğlence ve gizem katıyor Roma sokaklarına. 



Oylum-Onur Yüksel'in gözünden "Roma"

26 Aralık 2013 Perşembe

Jukebox-Orkun's Playlist

Bu bölümü oluştururken kafamda isimler bir bir oluşmuştu. Aklıma ilk gelen isimlerden biri Orkun'du. Orkun, eski arkadaşlarımdan. Orkun, yaratıcı ve farklı -ki Görsel İletişim Tasarımı bölümünde okuyor -alternatif işler yapıyor-sticker koleksiyonu yapıyor ve en çok da orjinal müzikler keşfetmeyi seviyor. Ben de bu keşiflerinden yararlanmak için Orkun'a sordum. Orkun ile bu bölüm için konuştuğumuz anda Jukebox fikrine çok bayıldı ve favorilerini fashionandgustoblog için paylaştı. 
İşte karşınızda Orkun'un seçtikleri.




Jukebox için çalacağın 3 parça*



Bu kış playlistindeki favori 5 parçan*


Yeni keşfettiğin isimler/müzikler var mı bizle paylaşabileceğin*


"Mutlaka dinlemeli" dediğin bir albüm var mı*

Chinawoman 24 Şubat’ta "Let’s Part in Style" adında bir albüm yayınlayacakmış. Ben şimdiden kefilim.

Önümüzdeki aylarda “kaçırılmayacaklar" listene eklediğin bir konser/etkinlik var mı*

Cinatı’nın takvimine bi’ bakmak lazım.

15 Aralık 2013 Pazar

İyi Pazarlar!

Herkese iyi pazarlar! Çoktandır İyi Pazarlar şarkısı paylaşmıyordum ama bu uzun araya değdi doğrusu. Çünkü yepyeni bir şarkı keşfettim siz saygıdeğer takipçiler için. Yeni keşif Pazar gününün ruhuna o kadar uygun ki... Klibi de izlenilesi- ki 7 gün uğraşılmış/çok emek harcanmış bir klip kendisi. Peki bu klip kime aittir derseniz, dinleyeceğimiz isim Paper Kites, şarkıları ise Young. Keyifle izleyiniz. 




14 Aralık 2013 Cumartesi

Jukebox -Nesli's Playlist

Yeniyıl yaklaşırken, Aralık ayında yepyeni bir bölümle karşınızdayım. Bu bölümün adı Jukebox. Bir retrosever olarak okul kantinlerinin vazgeçilmezi Jukebox bu kez bloga konuk oluyor. 
Peki bu yeni bölümde neler bulacağız? diye soracak olursanız; 
Jukebox'da arkadaşlarımın özel playlistlerini-favori şarkılarını dinleyeceğiz/ yeni keşiflerini öğreneceğiz. 
İlk playlist kendisini "iyi müzik" otoritesi olarak kabul ettiğim Nesli'den geliyor.Yaptığı orjinal müzik paylaşımları ile pek çok kez kendi playlistime yeni parçalar eklediğim Nesli'nin playlistinde bu aralar ne var ne yok öğrenelim istedim ve listeme birkaç parça daha ekleyip mutlu oldum. Siz de mutlu olacaksınız.  Karşınızda Jukebox'da Nesli'nin seçtikleri.



Jukebox için çalacağın 3 parça*


Bu kış playlistindeki favori 5 parçan*
Bu kış da her kış olduğu gibi Tom Waits ile soğukları karşılıyorum.

Yeni keşfettiğin isimler/müzikler var mı bizle paylaşabileceğin*
Yeni keşfim: Kış bu kadar sakin geçmemeli deyip araya Angel Haze sıkıştırıyorum,küçük bir Ciara ama çok büyüyecek! Mesela "Werkin Girls" favorim. 

"Mutlaka dinlemeli" dediğin bir albüm var mı*
Albüm önermek dışında Pharell'e her zaman zaafım olmuştur.Bütün şarkıları deyip büyük oynuyorum.

Önümüzdeki aylarda “kaçırılmayacaklar" listene eklediğin bir konser/etkinlik var mı*
Şubat ayındaki İbrahim Maalouf'un Babylon konseri dışında kış etkinliklerimde soğuklardan kaçmak dışında çok hareketli bir süreçte değilim.

13 Aralık 2013 Cuma

fashionandgustoblog Öneriyor!

Yılbaşı için orjinal bir hediye arayışına girenlere çok güzel bir marka önereceğim. Betül Toker ve Ayça Öztürk ortaklığında oluşan tasarım markası "Elephant Brooch" Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yılbaşı Panayırında temelleri atılan markanın gelişim öyküsünü Betül'den dinleyelim: "Geçen yıl yılbaşına üç gün kala panayır olacaktı. Çok uzun süredir de etiket yapmak istiyordum. Panayırın bir gece  öncesinde hemen markayı buldum, etiketleri yaptım ve Elephant Brooch ortaya çıktı(: Panayırdan sonra hemen Ayça ile buluştuk. Ve Elephant Brooch şimdiki kimliğine kavuştu."   





Orjinal işlerin her daim destekçisi olan fashionandgustoblog'un yılbaşı hediyesi için favorisi ise koleksiyona yeni katılan tilkili ve flamingolu kar küresi yüzükler. Peki Elephant Brooch tasarımları nerede bulabilirim diye soracak olursanız 27 ve 30 Aralık'ta Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yılbaşı Panayırı'nda. İnternet üzerinden alışveriş yapmak isterseniz adresler şöyle:





24 Kasım 2013 Pazar

İyi Pazarlar!

Herkese iyi pazarlar! Bu pazarın şarkısı Little Dragon'dan. 2009 yılında çıkardıkları EP'leri Blinking Pigs'de yer alan "Fortune" ile bu pazar gününe eşlik ediyorlar. Animasyon efektli-çizgi film tadında klipleriyle, hızlı geçen bir Cumartesi gecesinden sonra, yorgun bünyelere "Fortune" iyi gelecek.


20 Kasım 2013 Çarşamba

Bir Bisiklet Güzellemesi

"Dikkat bu post bol miktarda bisiklet içerir"
***
2 günlük Bremen gezimin ardından dopdolu bir içerikle tekrar karşınızdayım. Bremen'den oldukça fazla görsel malzeme topladım-çok şey fotoğrafladım. Ama en sonunda Bremen'i bisikletlerle anlatmaya karar verdim. Çünkü Bremen tam anlamıyla bir bisiklet şehri. Ben de bir nevi "bisiklet portrecisi" olarak bulduğum güzel anları yakaladım. 







13 Kasım 2013 Çarşamba

1 Şehir 1 İnsan

Bu kez durağımız İstanbul. Rehberimiz ise stil danışmanı-fotoğraf sanatçısı Esra Başıbüyük.  Esra Başıbüyük; yıllarını moda sektörüne vermiş, Instyle, Marie Claire gibi pek çok dergiye katkıda bulunmuş, ödülllü bir moda editörü. Kariyerine Marie Claire dergisinde fotoğraf editörlüğüyle başlayıp, moda editörlüğüyle pek çok kapak stylingine imza atan,  Cumhuriyet Gazetesi Pazar Eki'nde  röportajları ile "fark yaratmış" bir isim. Aynı zamanda iki klip yönetmenliği de bulunan, şimdilerde ise stil/proje danışmanlığına ağırlık veren Esra Başıbüyük, İstanbul'daki favori adreslerini fashionandgustoblog için paylaştı.


İstanbul'da havalar nasıl*
İstanbul bu sene sanki bize daha töleranslı davranıyor. Kasımın ortasındayız ama sonbaharın en güzel günlerini yaşıyoruz. Hava şu an nefis!

3 kelimeyle İstanbul*
İki kelimeyle anlatsam?
Cennet/Cehennem

İstanbul'da bu ara ne moda*
Gece, gündüz bot! Özellikle Chelsea botlar.

İstanbul'da yapmaktan en çok keyif aldığın şey*
Ruhumu tazeleyebildiğim tek alan doğa! Fırsat buldukça şehrin yeşil yüzünü yaşamayı seviyorum. Ormanlar, parklar, korular benim meskenlerim. Doğanın içinde kendimi çok iyi hissediyorum. Bunun dışında önyargısız şehri yaşamayı ve yeni mekanlar keşfetmeyi severim.

İstanbul'daki favori adreslerin*

49 Çukurcuma / Café / Restoran
Dostlarımla buluşma noktam. Bana göre İstanbul’un en samimi mekanı. Çukurcuma semtinde, zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmadan İstanbul’un en hızlı yüzüne şahit olabilirsiniz. Özgün iç mimarisi,leziz pizzaları, ünlü “Desperate House Wine” şarabı veee anlatılmaz-yaşanır lezzeti nutellasimoyu tadmanızı tavsiye ederim.
Turnacıbaşı sokak no:49/A, Beyoğlu
Tel: (0212) 249 0048

Demet-i / Meyhane 
Bir apartman katı düşünün.İçeriye girdiğiniz andan itibaren evinizde gibi hissedeceğiniz sıcaklıkta bir mekan. Ve sizi bekleyen nefis bir balkon manzarası. Lezzetlere gelince, bağımlısı olacağınıza eminim. Havalar güzel olduğunda İstanbul’a karşı balkonda yediğinizin, içtiğinizin keyfi bir başkadır.  
Şimşirci sok. 6/1 Cihangir 
Tel: 0212 244 06 28

Galata House
Karı koca, çok değerli iki mimarın eseridir bu güzel restoran. Eski ingiliz karakolunu, tarihin izlerini koruyarak yenilemişler. İçeri her girişimde masalsı bir his oluşur. Yemekler Gürcü mutfağından. Mantı favorim!  Ambiyansını yaşamaktan çok keyif aldığım bir mekan.Galata kulesi sok. No:15, Galata, Istanbul, Turkey

Tohum Design
Sahip olduğunuzda, kendinizi özel hissedeceğiniz bir marka "Tohum Design".  Verda Alaton, doğanın hediyelerini şekillendirirken onların özgün formlarını korumak için özen gösteriyor. Tasarımcının yalın çizgisiyle yeniden form bulan “biricik” tohumlarım benim için de çok özel.

Atatürk Arboretumu
Fırsat buldukça buradayım. Doğanın dönüşümünü izlemek, fotoğraf çekmek benim için büyük keyif. Arkadaşlarımla gittiğim zamanda uzun zaman geçirdiğim cennetim!



1.Demet-i'nin muhteşem manzarası.
2.Esra Başıbüyük'ün favori mekanı 49 Çukurcuma'nın leziz pizzası ve ünlü "Desperate House Wine" şarabı.
3.Atatürk Arboretumu Esra Başıbüyük'ün İstanbul içindeki kaçış noktalarından.
4. Galata House'ın şömine köşesi.
5. Esra Başıbüyük'ün "biricik" tohumları.

12 Kasım 2013 Salı

Radar: Dower Street Market

Dower Street Market Londra'da "mutlaka görülmesi gereken yerler" listesindeydi. Nihayet geçen hafta listedeki bu planı gerçekleştirdim. 
Dower Street Market'den bahsetmem gerekirse, kısaca "tasarım laboratuvarı" diyebilirim. Ya da "Comme Des Garçons" mabedi.Giriş adeta bir müzeyi andırıyor. Sanki bir doğa tarihi müzesine gelmiş gibi hissediyorsunuz. Biraz ilerlediğinizde ise Comme Des Garçons'un parfüm piramidi karşılıyor sizi. 6 kattan oluşan, "her katı ayrı bir dünya"- 
Dower Street Market'da görebileceğiniz belli başlı markalar Chalayan, Haider Ackermann, Saint Laurent, Raf Simons, Jil Sander, Christopher Kane ve nicesi. Çok sayıda tasarımcının ve markanın ürünlerini barındırması nedeniyle eşi benzeri bulunmaz konsept bir mağaza. Özellikle de dekorasyonuyla. Zaten aşağıdaki fotoğraflar da bunu kanıtlar nitelikte.
Şimdiden iyi seyirler.








10 Kasım 2013 Pazar

İyi Pazarlar!

Herkese güneşli bir Londra gününden merhaba! Bu pazarın şarkısı London Grammar'dan. Son zamanlarda bağımlılık yapan şarkıları "Strong" ile playlistimin üst sıralarındalar kendileri. Hannah Reid'in büyülü vokaliyle hayat verdiği şarkı, bu aralar sizde de bağımlılık yaratabilir. 
Herkese iyi pazarlar!


9 Kasım 2013 Cumartesi

Gisele X Daft Punk

Terry Richardson bu kez iki farklı ismi aynı karede buluşturdu. Daft Punk ve Gisele Bündchen'i. Wall Street Journal Magazine'in Kasım sayısı için yapılan çekim hayli çarpıcı-vurucu. 
Kapaktaki kıyafetler ise; Gisele'inki Versace Atelier, Daft Punk'ınki ise adeta formaları haline gelen Saint Laurent.  





5 Kasım 2013 Salı

Eyeko London X Alexa Chung

İngiliz modasına daha da yakından bakmak, İngiliz moda dünyasının dinamiklerini öğrenmek için 
Şimdi Londra'dan haberler.

Ağustos ayında duyurulan Alexa Chung-Eyeko işbirliğinin ilk ürünleri görücüye çıktı.  Tasarımda başlangıcı A-E vitaminli-suya dayanıklı maskara ve su geçirmez likit eyeliner ile yapan ödüllü stil ikonu Alexa Chung, bu özel ürünlerle şimdiden mini bir heyecan fırtınası yarattı.14 Kasım'da Selfridges'da satışa sunulacak bu özel set, sınırlı sayıda poster ile sunulacak.




3 Kasım 2013 Pazar

İyi Pazarlar!

Burada havalar klasik. Hep yağmur, hep kara bulut. Ama bazen de bulutların arasından gözüken güneş. 
İşte tam da bu moda uyan bir şarkı seçtim "İyi Pazarlar" bölümü için. 
Lazy Sunday konseptine uygun
bol melankoli, bol  hüzün. 90'lar'ın önemli gruplarından Mazzy Star'dan geliyor pazarın şarkısı. Fade Into You. 
Herkese İyi Pazarlar!



31 Ekim 2013 Perşembe

1 Şehir 1 İnsan

1 Şehir 1 İnsan bölümünde bu kez istikamet Avrupa’nın merkezlerinden Almanya’nın başkenti Berlin. Rehberimiz ise Ecem Pelinsu Şeker namı diğer Ecem PelinSufle. Ecem Berlin'de Toomanydesigners Design Studio'da tasarımcı. Ağustos ayından bu yana Berlin'de yaşıyor. Berlin'in hip mekanlarını-alternatif mekanlarını Ecem Pelinsufle'den dinliyoruz. Buyrunuz.  



Berlin'de havalar nasıl*
Bulutlu, biraz da soğuk.

Berlin'i 3 kelimeyle anlat desem*
Sürprizli/hip/soğuk

Berlin'de bu ara ne moda*
Organik gıdalar ve soğuk-sıcak hava hiç farketmez yalın ayak dolaşmak.

Berlin'de yapmaktan en çok keyif aldığın şey*
Arkadaşlarımla eskiden havaalanı olan "Tempelhof Neukölln’de çimlere uzanmak, dondurma yemek, çevrede uçurtma uçuran, kaykayıyla rüzgar sörfü yapan insanları izlemek.  

Berlin'den önereceğin bir müzik grubu ya da sanatçı var mı*
Ben Klock – kendisi techno dj olup, keşfettiğimiz ve dinleme fırsatını her an yakalayabildiğimiz, severek takip ettiğimiz eleman. 
Ben Klock akılda kalıcı yegane isim olmakla birlikte, Berlin'de gece kulubünde çalan tüm djler çok iyi müzik yapıyor. Bunun dışında, Berlin'de Yunan- Balkan müzikleri dinleyebileceğiniz birbirinden farklı tarzda mekan var. Yani anlayacağınız üzere sürprizler ile dolu bir şehir Berlin. 

Berlin'deki favori adreslerin* 

Berghain(Panaroma Bar) 
Cuma gecesi 12’den sonra açılan Pazar gününe kadar devam eden, insanları hiç durmadan dans ettirebilen güzel mekan.(giriş kuyruğunda içeriye girme ihtimalinin çok düşük olduğu – bkz: ekşi sözlük yazıları, tamamen doğru) 

Schiller Burger 
Schiller Burger'de kendi hesabım var, sürekli burdayım kıhkıh:) 

Analogue Bar 
Vintage dekoruyla–küçük samimi bir pub. Cuma günleri dj performanları oluyor.

Helvetia  
Canlı Yunan müziği dinleyebileceğiniz keyifli mekan.

 Maurer Park 
İnanılmaz büyük bi' bit pazarı (hatta bir kere ben de tezgah açtım)
Önereceğim bir başka bit pazarıysa Moritzplatz'da kurulan küçük bit pazarı. Küçük olsa da küçük sahnesi-4 müzisyeniyle pek keyifli.



1.Ecem, Maurer Park bit pazarında kendi standında.
2.Ecem'in gözünden Kater Holzig bit pazarından bir an.
3.Orjinal masaları ve burgerleriyle Yellow Burger.
4.Kanalda gün batımı.
5.Schiller Burger'den bir kare.

30 Ekim 2013 Çarşamba

Yeni Keşif: Chimney Cake Bakers

Londra'da alternatif mekanlar turumuz başlıyor. İlk durağımız Finchley Road'daki Chimney Cake Bakers. 

Şans eseri bir Cumartesi günü keşfettim Chimney Cake Bakers'ı. Şirin dekorasyonuyla göz kırpan bu küçük ama mönüsü zengin kafenin  en önemli farkı "Chimney Cake'i en iyi yapan biziz" iddiasında olması. İddialarında da haklılar. Gerçekten çok lezzetliler. Aslında bir tür Macar pastası olan Chimney Cake'i burada English Breakfast Tea ya da Organik sıcak çikolata ile deneyebilirsiniz.  Özel Chimney Cake'lerden tavsiyem: Get Me Outta Here!
Dekorasyon geleneksel desenlerle süslü olmasına rağmen bir o kadar modern. Mahalle pubı sıcaklığı var bu mekanda. Ne mutlu ki henüz çokça kişi tarafından keşfedilmeden- açılışının ikinci gününde keşfettim Chimney Cake Bakers Cafeyi. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim.




29 Ekim 2013 Salı

Foto Öykü: Fabrika


Fotoğraf: Murat Can Uysal
Öykü: İrem Dönmez

“Bak ben bu fabrikanın vitraylarını çok severdim. Gelir gelir izlerdim. Sökmüşler vitrayları, zaten yakında fabrikayı da yıkacaklarmış.”

Şimdi yerinde boşluk olan pencerelere bakıyorum. Hayal ediyorum vitrayları, onun vitraylara bakarken takındığı ifadeyi. Sevdiği şeylere bakarken gözlerinde çocuklar oyun oynar onun. Bazen boş bir arsada, bazen bir parkta, bazen kentsel dönüşümden henüz nasibini almamış bir mahallede ağaçların gölgelediği ara bir sokakta.

İsim koyduğum bir arabanın içindeyiz. Çoktan viraneye dönmüş bir fabrikaya bakıyoruz. O, vitrayların artık olmadığına, fabrikanın yakın zamanda yıkılacağına üzülüyor, çocukluğunun geçtiği sokakların kaderine benzetiyor fabrikanın halini. Bense vitraysız haliyle bile seviyorum fabrikayı. Onun bakışları değdi diye, bakışlarının değdiği yerde çocuklar hâlâ oyun oynuyor diye.

Eski bir fabrikanın yıkılıp yerine başka bir şey yapılacak olmasına üzülen adamın hüznünü paylaşmaya çalışıyorum. Üzülmesin istiyorum. Üzülürse çocuklar, bakışlarında oyun oynamaktan vazgeçer diye korkuyorum. İki sokak köpeği telaşlı adımlarla geçiyor arabanın önünden.

Bakışlarında çocukların oyun oynadığı adam uzanıp beni öpüyor. Bir kedi, köpeklerin telaşına nispet yaparcasına miskin adımlarla ilerleyip geçiyor arabanın önünden, hamile. “Kedinin yavruları doğduğu zaman sevmeye geliriz değil mi?” diyorum. “Hem isim koyarız yavrulara. Sevdiğimiz şairlerin isimlerini.”

Dönüp bakıyor bana. Elleri, ellerimi tutuyor, sımsıkı. Gözlerindeki iki çocuk var şimdi. Sevişme mevsimiyle bir tutulan kiraz mevsiminde, kiraz ağacına kurulmuş bir salıncakta sallanan iki çocuk. “Gelelim” diyor. Geliriz değil de, gelelim dedi diye seviniyorum. İçim ısınıyor. Gelelim, dedikten sonra salıncak daha bir hızlanıyor, çocukların kahkahaları biraz daha canlanıyor.


Şimdi, vitrayları sökülmüş fabrikadan da, bakışlarında çocukların oyun oynadığı adamdan da çok uzakta, başka bir şehirdeyim. Ondan kaçıp da gelmişim gibi onun kaçıp gittiği bu şehre. Günün birinde bana bakarken çocuklar oyun oynamaktan vazgeçerler diye korkmuşum da gelmişim en çok.

Onun sevdiği her şey şekil değiştirmiş. Çocukluğunun geçtiği sokaklara kepçeler girip evleri yıkmış, kocaman binalar dikmiş yerine. Çocukken babasıyla maça su satmaya gittiği stada da girmiş aynı kepçeler. Bense çocukluğumda hiç oyun oynamamışım, ne ağaca çıkmışım ne zillere basıp kaçmışım. O yüzden o kadar güzel gelmiş bana belki de onun bakışlardaki çocuklar. O ise korkmuş. Bakışlarının değdiği her şey gibi benim de değişmemden.

Yalnızlıkla değil de kimsesizlikle andığım bu şehirde, bana değen bakışlarda oyun oynayan çocuklar görebilirim umuduyla insanlara bakıyorum. Ama onların gözlerinde kentsel dönüşüm kepçelerin zaferiyle sonuçlanmış çoktan.

O eski ve küçük arabanın içinde beni öpüşünün ardından kim bilir kaç mevsim geçti. Geçti de,  kiraz mevsiminde kimseler sevişmedi, kiraz ağaçlarına salıncaklar kurulmadı. Fabrika hala yerinde mi, hamile kedinin kaç yavrusu oldu, bakışlarında hâlâ çocuklar oyun oynuyor mu bilmiyorum.

Vapurdan indiğimde telaşlı adımlarla bir kedi ilişiyor ötede gözüme, hamile. Birden o küçük şehri, o virane fabrikayı, hiç görmediğim halde sevdiğim o vitrayları, o hamile kediyi, yavrularını ama en çok da gözünde çocukların oyun oynadığı o adamı özlüyorum. Ve mırıldanıyorum:


“Kedinin yavruları doğduğu zaman sevmeye geliriz değil mi?

20 Ekim 2013 Pazar

Iyi Pazarlar!

Bugun size kapali-yagmurlu bir Londra sabahindan degil, bu havaya tezat gunesli ve ilik bir Londra sabahindan merhaba diyorum. Bu pazar Londra'dan paylasacagim Iyi Pazarlar sarkisi Jehan Barbur'dan. Turkiye'den uzakta son zamanlarda Bulent Ortacgil, Jehan Barbur ve Birsen Tezer ekseninde gidip geliyorum. Insan uzakta oldugunda bu sarkilar daha da anlam kazaniyor, daha da degerleniyormus. Bunu da deneyimlemis oldum.
Bu pazar Bulent Ortacgil'den severek dinledigimiz Dalyan Deltasi'ni  Jehan Barbur yorumuyla dinleyecegiz. Herkese iyi pazarlar!

 

17 Ekim 2013 Perşembe

Radar: Duane Michals

Londra'dan izlenimlere devam. Victoria&Albert Museum Fotoğraf galerisi sayesinde 70'lerin önemli fotoğrafçılarından biriyle,  Duane Michals ile tanıştım. Fotoğrafları gerçekten çok sanatsal ve estetik. Fotoğrafların siyah-beyaz olması da ayrı bir duygu yaratıyor elbette ki. Genellikle bir bütünlük içinde, fotoğraf serileri şeklinde çektiği fotoğraflar muhteşem ötesi. Duane Michals ile tanışmayanlar için şimdi fotoğraflarıyla tanışma vakti.






16 Ekim 2013 Çarşamba

Club to Catwalk

Sonunda Londra'ya kavuştum. 1 hafta aradan sonra yine karşınızdayım. Hem de dopdolu içerikler ve haberlerle. Açılışı büyük bir moda sergisi ile yapacağım. Londra'dan ilk izlenim Victoria and Albert Museum'daki 80'lerin modasına ayna tutan Club to Catwalk sergisi.


Sergi 80'ler modasının bir retrospektifi niteliğinde. Sergi, 80'ler Londrasında clublar ile modanın beraberliğinden doğan moda anlayışını gözler önüne seriyor.



Blitz 80'lerin Londrasında gece hayatının simge klüplerinden biri. Blitz dışında Taboo Club, Billy's ve Club For Heroes ise diğer ünlü klüpler.



80'lerde John Galliano gibi henüz St. Martins'te okul yıllarında ya da Vivienne Westwood gibi kendi markalarını kurmuş Londralı tasarımcıların tasarımlarına yer verilen sergide, ayrıca tasarımlar o dönemin gece hayatını anlatan videolar ve defilelerden görüntüler eşliğinde sunuluyor. Bunların dışında sergi boyunca ise size 80'li yılların şarkıları eşlik ediyor. A-ha'dan Take on Me ve  Cyndi Lauper'den Girls Just Want to Have Fun kulaklara çalınanlardandı mesela. 

4 Ekim 2013 Cuma

Aeroplane Playlist

Yolculuklar iyidir, insanın kendiyle baş başa kaldığı, uzun uzun düşünme fırsatı yakaladığı anlardır. Benim için de yarın yolculuk vakti. Bavulu mu da hazırladığıma göre sıra geldi müzik listesini düzenlemeye. 
Uzun yolculuklara çıkmadan önce mutlaka güncellerim playlistimi. Müzik bloglarını takip eder, yeni isimler-yeni müzikler için keşfe çıkarım. Bu gelenek Londra için de bozulmadı tabi ki- ve hatta Londra'nın yağmurlu havasına uygun melankolik parçalar da seçildi. Playlistim bi' parça fazla hüzünlü şarkı barındırsa da yeni bi' başlangıca hazırım.
İşte Londra yolculuğumda bana eşlik edecek favori parçalarım.


Wild Nothing-Paradise

3 Ekim 2013 Perşembe

Bavul Toplama Sanatı

Bavul hazırlamakla başı dertte olanlara dev hizmet. 
Sanırım en zor-en sıkıcı işlerden biri bavul hazırlamak. Üç aylık bir Londra seyahatine hazırlanan bendeniz için de bu aralar en büyük sorunsal bavul hazırlamak. Ama neyse ki Louis Vuitton sayesinde bavul hazırlamak bir sanat benim için. Bavula nasıl daha fazla eşya yerleştirebilirim-nasıl daha düzenli eşya yerleştirebilirim soruları  üzerine Louis Vuitton'un yarattığı web uygulaması  Art of Packing sayesinde bavul toplamak benim için artık çok eğlenceli.Sinir kat sayısını arttıran,içinden çıkılmayan bir denkleme sürüklendiğiniz bavul hazırlama zamanlarında, bavul toplama sanatını incelikleriyle gösteren  Louis Vuitton web uygulaması sayesinde siz de keyif alacaksınız.Bavul toplama sanatının püf noktalarını öğrenmek için aşağıdaki teaser size rehberlik edecek. 


2 Ekim 2013 Çarşamba

fashionandgustoblog Londra'da

fashionandgustoblog, üç aylığına bendeniz ile birlikte Londra yolculuğuna çıkıyor, Avrupa'nın merkezine doğru yol alıyor. fashionandgustoblog; Londra'dan haberler, röportajlar,fotoğraflar, keşifler ve alternatif mekanlarla 7 Ekim itibariyle karşınızda olacak. Farklı kültürlerden insanlarla da sizleri buluşturmayı hedefleyen fashionandgustoblog, yeni arkadaşlıklar-yeni işbirlikleri ile karşınızda olmaya devam edecek. 
Bu üç aylık dönemde bir turist gibi izlenimlerimi paylaşacağım yazılarımla, benimle birlikte keşfedeceğiniz Londra, umarım size de yeni ufuklar açar, yeni ilhamlar verir.
Şimdiden keyifli okumalar!


30 Eylül 2013 Pazartesi

1 Şehir 1 İnsan

 Erdost'la dostluğumuz üniversitenin ilk yıllarına dayanıyor. Üniversite'de ilk tanıştığım dostlardan biri. Şaka maka 5 yılı geride bıraktık Erdost'la dostluğumuzda. Erdost adı gibi dost -diğer yandan hayatı ti'ye alan ama ti'ye alırken ciddiyeti elden bırakmayan, derinlikli bir adam. Erdost rehberliğinde Wroclaw'ı gezmiş biri olarak söyleyebilirim ki Erdost şehrin orjinal mekanlarını keşfetme konusunda usta bir isim. Usta rehberimiz Erdost bu kez fashionandgustoblog için çok sevdiği Polonya'nın nehir kenarındaki şehri Wroclaw'ı anlatıyor-anılarını paylaşıyor. Erdost'un rehberliğinde Wroclaw'ı keşfetmek için, mini söyleşimizdeki önerilerini merakla ve heyecanla okuyacaksınız. Benden söylemesi... Çünkü kendisi tam anlamıyla bir gusto. Önerdiği mekanlar bendeniz tarafından da görüldü,tescillendi,çokça da beğenildi.Umarım siz de beğenirsiniz.


Wroclaw'ı 3 kelimeyle anlat desem*
Huzur, Ucuz, Soğuk

Wroclaw'da yapmaktan en çok keyif aldığın şey*
Yıkılıp yeniden inşa edilmiş sokaklarda aylak aylak yürümeyi. Ve zaten bütün yolların Rynek'e (meydana) çıktığını bile bile kaybolmayı.

Wroclaw'daki favori adreslerin*

Literatka Rynek
İçeri girdiğinizde sanki şatonuzun çalışma odasına girmiş gibi oluyorsunuz. Bütün duvarlar kitap rafları ve kitaplarla kaplı, kenarda uygun bir yerde bir piyano. Kahveleri ve biraları oldukça başarılı.

Solo Art Cafe
Yine Rynek'in orta yerindeki kalabalık binaların arasına sıkışmış küçük bir kafe. Sanki sizden başka hiç müşterisi yokmuş gibi gelebilir. Keyifli kahve çeşitleri, cup cake ve  tatlılarda oldukça iddialılar. Ayrıca Solo Art Cafe bir tasarım butiği de. Buradan anı olarak çeşitli dekoratif ürünler ve tasarım aksesuarlarlardan alabilirsiniz.

Art Cafe Kalambur 
Uzun yıllardır yerinde olan bu bar bir ara yanmış ve tekrar yapılmış. Bu bilgiyi Lehce hocamızdan almıştım. O da üniversitedeyken gidermiş ve hala gidiyor. Mekan ilginç dekorasyonu ile başta dikkat çekiyor. Belirli günlerde alternatif müzik yapan DJ çıkıyor. Keyifli ve alternatif bir parti için hafta sonları ideal.

Bezsennocsc 
Rynek'den Ruska caddesine ilerliyoruz ve sol tarafta bir kalabalık. Yan yana dizilmiş clublar ve publar. İşte bu kalabalığın arasında Bezsennocsc. Eğlencenin sabaha kadar sürdüğü kaliteli yerlerden biri.

Pizzeria Rynek 
Bir ufak pizzacı. Yaklaşık 17 kişilik falan oturma alanları var. Lezzetli pizzaları ile bir an boş kalmayan bir dükkan. İngilizce menüleri yok garsonlardan yardım alabiliyorsunuz. Standartların dışına çıkıp istediğiniz malzemelerle kendi pizzanızı oluşturabiliyorsunuz.

İkinci el pazarı (Bit pazarı)
Castoroma alışveriş merkezinin yanında eski bir fabrikanın bahçesine kurulan pazarda sizi bir sürü sürpriz bekliyor. O gün ne bulacağınızın bir garantisi yok, hiç bir şey de bulamayabilirsiniz. Avrupa basım orjinal nadir bulunan plaklar, bir Yahudi ailenin fotoğraf albümü, eski rozetler, çocuk kitapları pazarda bulabilecekleriniz arasında.

Wroclaw senin için neden özel*
Wroclaw'da yaklaşık olarak 150 gün kaldım bu yüzden de  ikinci memleketim diyebilirim. Daha önce hiç bu kadar uzak ve uzun süre yurt dışında bulunmamıştım. Sayısız soru işareti ile gidip hepsine tek tek yanıt bularak ve çok severek döndüm. En başta tam bir merkezdi.Çok kısa yolculuklarla diğer ülkelere geçebiliyordum. Polonya'nın ucuz olduğunu biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Taze meyve ve sebzeler hariç. Polonyalılar ise şehre ayrı bir değer katıyor. Misafirperverlikleri, kendilerine has İngilizceleri, çekingen tavırları ve tarihte 4 kere haritadan silinmiş bir milletin insanları olarak çok sağlam duruyorlar hayata karşı. 

Wroclaw'a gitmek isteyen birine Wroclaw'ı neden önerirsin*
Rynek'e gidin demeyeceğim veya Most Tumski'yi görün de... Sadece sokaklarında dolaşın gördükleriniz size yetecektir.



1.Literatka Rynek, dekorasyonu ve biralarıyla favori adreslerimden.
2.Odra Katedrali, Wroclaw'ın en eski katedrallerinden.
3.Rynek'teki evler Wroclaw'ın simgesi.
4.Solo Art Cafe cupcakeleri ve tasarım ürünleri ile ünlü.
5.Katedraller adasındaki sokaklardan bir kare.
6.Wroclaw'ın bit pazarından bir kare.
7.Cuma ve Cumartesi gecelerimin vazgeçilmez adresi Art Kalambur.